Kapitalizm… Ya galiba sorun kapitalizm.
Ama bunu söyleyeyip kaçmayacağım, bana iki dakika ver. Ne demek istediğimi anlatacağım. Ben kapitalizm düşmanı bir insan değilim. Alternatiflerini de savunmuyorum. Sadece bu meselenin, serbest market anlayışının hayatımızı ele geçirmesinin bir yan etkisi olduğuna dair bazı düşüncelerim var ve bunları duymanız gerekir.
Konuyu bilmeyenler için: Cem Yılmaz’ın yeni Netflix özel gösterisinde yaptığı bir espri tepki topladı. Genel konu, belli bir yaştan sonrasında ilişkilerin ne kadar zor olduğuydu. Punchline ise şuydu:
“38 yaşında kadın buluyorsun. Buldu çıtırı diyorlar. Nesi çıtır bunun? Ölmüş bu.”
Tabii tepkilerin nereden geldiğini, neden bazılarının kanına dokunduğunu anlatmama gerek yok sanırım. Ama ilk paragraftan da anlayacağınız üzere ben bugün ne Cem Yılmaz’ı ne de esprisini analiz edeceğim. Benim bugünkü derdim biraz da tüm bunların sebebi olduğunu düşündüğüm günümüz ilişki modelleri.
Günümüzde ilişkiler hem çok karmaşık hem de birçok açıdan çok zor. İlk olarak, günümüz neslinde eş seçimi konusundaki karar büyük oranda ailelerden, akrabalardan bireyin kendisine teslim edildi. Muhtemelen uzun zamandır ilk defa. Öncesinde eş seçimi konusunda büyük oranda akraba tavsiyesi, görücü usulü, hatta beşik kertmesi gibi kavramları duyardık. Bireyin bu kararı, yani hayatını geçireceği kişiyi seçme gücünü eline alması tabii ki mantıklı olan. Ancak büyük güç, büyük sorumluluk demektir.
Artık tek başına dünyaya atılmış bir bireysin ve diğer bütün sorumluluklarının yanında bir de hayatını paylaşacağın kişiyi seçmen gerekiyor. Bu zor bir görev. İlişki marketinde bir süre bulunmuş olanlar bilir ki ortalık mayın tarlası gibi. Ruh ikizi, burç uyumu, red flag gibi nispeten yeni kavramlar, bir nevi bu kafa karışıklığının dilimize yansıması. Adeta bu sorumluluk bize ağır geldiğinden bir kısmını gezegenlerin, yıldızların hizasına bırakmaya çalışıyoruz.
Bir diğer mesele ise bu bireyselleşme ile beraber çok benzer zamanlarda hayatımıza girmiş olan, avucumuzun içindeki dünya, yani internet. İnternetle beraber evinin penceresinden bakıp kendi sokağını gören bizler, dünyanın her köşesini, her bucağını görebilmeye başladık ve bunun ilişkilerimize de yansıyan bazı olumsuz yan etkileri oldu. Rekabet alanının bir anda devasa olması, başka insanlar ve başka ilişkilerle kıyaslamalar, her gün karşımıza çıkan ama her seferinde bir öncekinden daha az heyecanlandıran fırsatlar, jest ve mimikler kullanılmadan sadece yazıyla kurulan iletişimin kendince zorlukları… Daha say bitmez.
Ve inanıyorum ki sorun, her şeyin serbest market haline gelmesi. İnsanların da dahil. Bak, beni yanlış anlama. Ben çoğu endekste büyük ihtimalle ortalamadan daha fazla özgürlükçü bir insan çıkarım ve istemem de tercih hakkının ne kendimin ne de herhangi bir insanın elinden alınmasını. Sadece bahsettiğim serbest ilişki marketiyle beraber hayatımıza giren bazı yeni kavramlar var ve bunların üzerinde yeterince konuşmadık. Serbest piyasalar insanlar konuştukça çalışırlar; hataları tespit edilir ve düzeltilir.
İnsan da bu marketteki bir hisseye dönüştü zamanla. Alınan, yatırım yapılan, değeri düşünce yükselmekte olan başka bir hisseyle değiştirilebilen, biri elindeyken diğeri için market takibi yapılabilen bir hisse. Üstelik bunu sadece beraber olduğumuz insanlara karşı değil, kendimize de yapıyoruz.
“İşte bunlar en güzel yılların. Sakın bir kişiye bağlı kalma” lafını duymuşsunuzdur. Bunun aynısını borsa oynayanlar bilir. İkili opsiyonlarda yapıyor insanlar. Sabit ilişki, elindeki hisseyi satmak ve marketten çekilmek gibi. “Hazır yükselmekteyken sat. Daha iyi bir çıkış noktası bul. Tam düşmeden önce sat” diyorlar.
Farkındayım, şu ana kadar market metaforunda sanki kadınlar hisseleri elinde tutan, erkekler de yatırım yapan taraf gibi gözüktü. Ancak tam tersi de geçerli. Günümüzde erkekler arasında da böyle yaygın bir “kendine yatırım”, “kişisel gelişim”, “luxury”, “looksmaxxing” kültürü var. Buna yanlış demiyorum tabii. Kendine yatırım yapmak güzel bir şey. Ancak bunun ardındaki gerçek motivasyon hayat tatminini artırmak mı, yoksa market değerini korumak ve artırmak mı? Bunu bir düşünmek lazım.
Şimdi sorabilirsiniz: Market değerini artırmanın nesi yanlış? Aslında değil. İlişkilere bir market muamelesi yapmak zaten kökten yanlış. Neden? Evet, bir markette istediğin şeyi alabilmek için para biriktirmen ya da elindekilerin değerini artırman gerekir. Ancak başka bir yöntem daha var: satın almak istediğin şeyin değerini düşürmek ve daha ucuza almak. İşte bütün mesele bu.
O internette sıkça gördüğünüz “kadınlar şu yaşta değerini kaybediyor”, “erkekler şu yaşta daha iyi”, “şöyle erkeğe, böyle kadına bakılmaz” gibi söylemlerin çoğu, markette dolaşan ve resmen bir pazarlık yöntemi uygulayarak satın almak istediği şeyin fiyatını düşürmeye çalışanlara ait.
Şimdi şeytanın avukatlığını yapmam gerekirse, bir yandan olaylara evrimsel bakan biri olarak bu serbest ilişki marketinin iyi taraflarını da görebiliyorum. Otomatikman en iyilerin seçildiği bir rekabet alanı bize en iyi sonuçları verecek, değil mi? Gelecek nesiller belki daha güzel, daha zeki, daha uzun boylu, tuttuğunu koparan alfa, chad, sigmalardan ibaret olacak… Belki.
Ama…
Daha iyisini alabilmek için birbirimize değeri düşen bir mal muamelesi yapıyoruz ve bundan hepimiz zararlı çıkacağız. Bu yeni bir şey değil. Dedikodu bunun için var. İtibar suikasti, slut shaming denilen kavram, market değeri düşürme çabası… Hepsi.
Bu arada bu tarz “1.86 olmaz”, “30 üstü”, “işte dövmesi var lan bunun”, “İkizler burcu” gibi beylik laflar edenleri önümüzdeki beş yıl içinde takip edin. Ya söyledikleriyle alakası olmayan insanlarla olacaklar ya da o ettikleri beylik lafların birkaç tanesini yemek zorunda kalacaklar. Buna da kalıbımı basarım.
Ve buradan da anlayabilirsiniz ki bunun sadece bir market manipülasyon tekniği olduğunu… İnsan gönlü maalesef market kadar rasyonel bir sistem değil. Öyle olsaydı day trader’ların %90’ı zarar etmezdi. Direkt kalbini takip ederek marketin nereye gideceğini tahmin edebilirlerdi.
Biz rasyonel canlılar değiliz. O yüzden Twitter’da öyle laflar görünce çok da siklemeyin. “Yani biri yine marketten istediğini alamadı herhalde” deyip geçin.
Bu arada insan ömrü 40 yıl olsaydı, bu tartışmaların hiçbirini yaşamıyor olacaktık. Amacın ne? Sıradaki nesli yarat. Tamam. Ancak 70, 80 hatta 100’e kadar yaşayabilen canlılar olmak, bize bir yandan da hayatın çocuk sahibi olmaktan çok daha fazlası olması gerektiğini düşündürüyor, haklı olarak. Bir yandan da tek değerimizin doğurganlık endeksli olmaması gerektiğini hissettiriyor.
Şimdi işin biyolojik boyutunun farkındayım. Bir erkek neredeyse limitsiz sperm üretebilirken kadınların yumurta sayısı doğdukları andan itibaren sabit. Ayrıca kadın bedeni yaşla birlikte çocuk sahibi olmakta gittikçe zorlanıyor. Ama şimdi dürüst olalım ya… Siz de sanki 10 çocuk yapacaktınız da beşe düştü diye üzülüyormuş ayağı yapmayın.
Günümüzde ilişkilerin çocuk sahibi olmaktan farklı amaçları da var. Hayat arkadaşlığı, ortak ekonomik ve psikolojik dayanak, duygusal destek gibi. Şimdi size burada ilişkileri savunuyormuşum, ilişki satmaya çalışıyormuşum gibi gözükebilir. Bunun sebebi ilişki böyle çiçek böcek bir şey olduğu için değil. Başka bir insanın derdiyle dertleneceksiniz. Tek başınıza aklınıza gelmeyen zorluklarla karşılaşacaksınız ve insan gibi, içinde kendi evrenini barındıran kompleks bir canlıyı çözmeye çalışacaksınız. Nereden baksan deli işi.
Bunu anlatmamın sebebi yine internetin algılarımızla biraz oynamış olması. Instagram’da farklı ülkelerden paylaşılmış mutlu pozlar, insanları “İlişki böyle bir şeyse benimki niye böyle değil?” diye düşünmeye itti. Yine başkasının satın aldığı hisse daha iyi abi, benimkini satayım o zaman düşüncesi. Market paniği yani.
Özetle, çıkar amaçlı insanlar yarattık ve bu süreçte ilişkilerin çıkarını korumayı unuttuk. Saygı, güven, huzur gibi. İlişki marketlerinin serbestleşmesi de beraberinde kutsal Pareto dağılımını getirdi. %80, %20’yi; %20, %80’i alır. Tıpkı ekonomi gibi. Başarılı olan daha da başarılı olmaya, başarısız olansa incel forumlarına mahkûm. Çünkü “bu kadar kişi aldıysa değerlidir, ben de alayım.”
Bu rekabet meselesinden sadece erkekler etkilendi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kadınlar için de durum bir o kadar zorlaştı. Bir yandan kendini, bir yandan ilişkisini diğerleriyle kıyas, bir yandan acımasız bir rekabet ortamı, bir yandan da cinsel markette kartlarını kendisinden daha serbest oynayanların, kartlarını saklamak isteyenleri saf dışı bırakması.
Birini eleştirdiğim için söylemiyorum bu arada. İkisi de bir tercih. Ama bazıları rekabeti görüyor ve kozunu daha hızlı oynuyor. Bu da kartları elinde bekleyen diğerlerini oyun dışı bırakıyor. Biraz üstü kapalı anlattım ama anlamışsınızdır herhalde.
Kendimize bu kadar hisse muamelesi yaparken karşı tarafta “düşmekte olan hisseyi almam kardeşim” denildiğinde ortaya bir çıkar çatışması çıkıyor. Hatta Kore’deki 4B hareketi de mesela, sattığı şeye gereken değerin verilmediğini düşünen bir pazarcının “satmıyorum o zaman kardeşim” demesi gibi.
Kimse etten, kemikten ve ruhtan hiçbir insanın hisse gibi davranılmayı hak ettiğini söyleyemez. Özellikle değeri düşen bir hisse gibi.
Ancak bu aşamada bir de şunu sormak lazım: Acaba değerimiz yükselirken kendimize hisse gibi davranılmasına müsaade mi ettik, yoksa işimize mi geldi?
Benim fikrimce Cem Yılmaz son gösterisinde gerçekten bir komedinin yapması gerektiğini yapmış ve toplumun sinir uçlarına, şu an günümüzde konuşulması gereken ama konuşulmayan konulara değinmiş. Futbol taraftarı histerisinden hayvanseverlikteki absürtlüklere, gelir eşitsizliğinden cinsiyet ve kültür çatışmasına kadar…
Bugün onu linçlerken bir yandan Pamela’nın İstanbul şarkısındaki “karşıma her yerde çıkan 30 yaş üstü adamlar” sözüne bayıla bayıla eşlik ediyorsak, hisselerimiz hâlâ değerli olduğu içindir.

